GelişimErzurumYazı

ERKEN CUMHUR?YET DÖNEM? ?NKILAPLARI VE MÛS?KÎ

ERKEN CUMHUR?YET DÖNEM? ?NKILAPLARI VE MÛS?KÎ
?rfan Y???T

Medeniyet kültürün bir neticesidir ve milletin ya?ay?? tarz? ile alakal?d?r. Kültür adeta bir milletin ruhi hayat?, ilmi ve sanat? demektir. Bir milletin kültürü onun ilmi ile sanat?ndaki fiili tecellilerinden ibarettir. Bizim için bu fiili sanat tecellilerinden en önemlisi de mûsikîdir. Mûsikî medeniyetlerin ilerili?i ya da gerili?inin anla??lmas? konusunda mihenk ta?? görevi görmektedir. Bir medeniyetin, kültürün mûsikîsi ya??yorsa, ilerliyorsa, geçmi?in miras? üzerine bir ?eyler ekleyerek gelecek nesillere bu miras? b?rakabiliyorsa o topluma geli?mi?, medeni diyebiliriz. Sokrates, "mûsikî kurallar?ndaki de?i?iklik toplumu yöneten kurallar?n de?i?mesine ba?l?d?r" der. Mûsikî toplumla iç içe ve toplumla birbirini etkileyen bir sistemati?e sahiptir. Sokrates’te bu sözü ile bunu vurgulamaya çal??m??t?r. Atatürk’ün bir bütün te?kil eden ça?da?la?ma anlay??? içinde güzel sanatlar, Türk ?nk?lâb?’n?n tamamlay?c? bir unsurunu ve önemli bir merhalesini te?kil etmi?tir. Atatürk, ancak güzel sanatlarda ilerleyen ve eser veren milletlerin asr?n ileri medeniyetleri aras?nda yer alabileceklerini belirtmi?tir. Medenili?in ve ilerili?in bir göstergesi olan güzel sanatlar bu yönüyle ça?da?la?man?n ana k?staslar?ndan biridir. Bu yüzden güzel sanatlar alan?nda gösterilecek ba?ar?y? ve at?l?mlar? ink?lâb?n temel amaçlar?ndan ve dinamiklerinden birisi olarak gören Atatürk: “Bir millet ki resim yapmaz, heykel yapmaz, bilimin gerektirdi?i ?eyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur. Oysaki bizim ulusumuz, gerçek nitelikleriyle uygarl??a eri?meye lây?kt?r, uygarl??a eri?ecektir ve ilerleyecektir.” ?eklindeki söylemiyle bu konu hakk?ndaki dü?üncelerini özlü bir ?ekilde ifade etmi?tir. Atatürk, Bat? medeniyetini bilim ile oldu?u kadar sanat? ile birlikte bir bütün olarak anlamak ve Türk kültürünün unsurlar?n? yeniden tan?mlarken bunlardan yararlanmak istemektedir. Medeniyetin bir bütün oldu?u, onu anlamak için bütüncül yakla??lmas? gerekti?ini, bunun Cumhuriyet modernle?mesinin ba?ar?ya ula?mas? için çok önemli oldu?unu dü?ünmektedir. Di?er yandan, Bat? medeniyetinin ula?t??? geli?mi?lik çizgisinin yükseli?inin, sanat alan?ndaki geli?meler ile ba?lad???, sanat?n insanlar?n dünyay? öncekinden farkl? biçimde alg?lamalar?na yol açarak, reform hareketlerini ard?ndan da ayd?nlanma ve modern bilimin olu?umunu tetikledi?ini bilincindedir. Benzer bir süreci, Cumhuriyet'in kurulu? y?llar?nda sanata önem vererek ba?latmak istemi?tir. Türk ?nk?lâb?, milliyetçilik ve medeniyetçilik gibi iki temel prensip üzerine in?a edilmi?tir. Bu ba?lamda Atatürk, güzel sanatlar alan?nda da millî ve medenî özelliklere sahip bir sanat tarz?n?n aray??? içinde olmu?tur. Kopyac?, taklitçi ve tercümeci bir sanat anlay???n? reddeden bu yakla??mda, kayna??n? halktan ald??? de?er yarg?lar?n? muas?r medeniyet seviyesini temsil eden Bat? tekni?i ile i?lemek ve özgün bir Türk sanat? yaratmak esas hedeftir. ?lk ve önde gelen uygulamalar ve ink?laplar mûsikî alan?nda gerçekle?tirilmi?tir. Atatürk, Türkiye'de ulusal kimli?in ve bunun bir parças? olarak ulusal kültürün yarat?lmas?nda mûsikî politikalar? özel bir önem yüklemi?tir. Atatürk, mûsikî ile formunun bir ülkenin geli?mi?lik düzeyi ile ili?kili oldu?unu ?u ?ekilde ifade etmi?tir: " bir millet çok ?ey de ink?lap yapabilir ve bunlar?n hepsinde de muvaffak olabilir. Fakat mûsikî ink?lab?d?r ki, milletin yüksek geli?iminin i?aretidir.” Erken Cumhuriyet Dönemi ulusal kimlik in?as?nda, kültürel dönü?ümü sa?layacak çe?itli söylemler ve kurumlar, ayn? zamanda mûsikî politikalar?n?n da ideolojik çerçevesini bize sunar. Cumhuriyetçi kadrolar?n ayd?nlanma ça?? olarak gördükleri bu dönemin felsefi olarak nas?l etkilendi?i de önem arz etmektedir. Ayd?nlanma, insan?n ergin olmay?? durumundan ç?kmas?, akl?n yol göstericili?ine ba?vurmas? anlam?na gelir. Ayd?nlanma ak?l ça??d?r. Ama hangi ak?l? Bir yanda ele?tirel (kritik), ku?kucu bir rasyonalite (mesela Voltaire’in, Diderot’nun “ak?l” kavram?) öte yanda ise Robespierre’in kültle?tirdi?i, neredeyse dogmala?t?rd??? bir “Tanr?ça Ak?l”a dayal? rasyonalizasyon! Bu ak?l “Jakoben Ak?l” olarak isimlendirilmi?tir. Morin’in bu aç?klamalar?n?n Türkiye’de Ayd?nlanman?n al?mlan?? tarz?na ili?kin olarak çok önemli uyar?lar ta??maktad?r. Türkiye’de Ayd?nlanmac?lar, “ak?l”?, Voltaire’in ve Diderot’nun anlad??? gibi bir rasyonalite olarak de?il, neredeyse Robespierre’in anlad??? gibi bir tür rasyonalizasyon olarak alm??lard?r. “Ak?l”?n bir ele?tirel (Morin’in deyi?iyle, bir rasyonalite) oldu?u göz ard? edilmi?; “ak?l” kutsan?p ele?tiriden masun k?l?narak bir dogmatik ak?l (Morin’in deyi?iyle, bir rasyonalizasyon) kertesine dü?ürülmü?tür. Voltaire, ?slam için olumlu yarg?lamalarda bulunan biri. Do?u'da "despot yönetimin varl???n? ve özgür sanat?n bulunmamas?n?" ?slam'la de?il, eski Yunan kültürüne uzak kalmak ve semitik kültür çevresinin kal?plar?n? benimsemekle aç?klar. Ayd?nlanma söylemi, giderek Voltarie’in, Diderot’nun öngördü?ü rasyonalite hedefinden sapm??; Robespierre’in tanr?la?t?r?lm?? akl?n? ayd?nlanma söylemine hâkim k?lm??t?r. Küreselle?tirilmi?, kutsanm?? ve tek yol gösterici tayin edilmi? olan ak?l, insana k?lavuzluk eden öteki söylemleri d??ta b?rakacak biçimde temellendirilmi?tir. Cumhuriyetçi kadrolarda ink?lap ve devrimleri hayata geçirirken bunu aç?kça görmekteyiz. Ayd?nlanman?n özgürlük vaadi ya da ütopyas?, düpedüz bir tahakküm, bir gözetleme ve cezaland?rma mekanizmas? üretmi?tir. Amaç boyun e?dirme yoluyla uysal insanlar (homo docilis) yeti?tirmektir. Bu ince ayr?nt?larda dikkat çekici noktalar vard?r. Erken Cumhuriyet Dönemi politikalar? üretilirken bu felsefi alt yap? kullan?lm??t?r. Dönemin mûsikî reformcular? Osmanl? mûsikîsini hasta, cans?z ve Türk halk?na yabanc? olarak tan?mlar. Foucault, Ayd?nlanma insanlar üzerinde iktidar uygulaman?n genel reçetesini, bedenlere, dü?üncelerin denetimi yoluyla boyun e?dirilmesi olarak söylemektedir. Mükemmel bir toplum in?a etme, Ayd?nlanmac?lar?n hayali idi. Ayn? hayal Cumhuriyet’in kurucu kadrolar?nda da vard?r. Amaç modern, ça?da?, Bat?’y? anlayabilmi? özümseyebilmi? vatanda? yeti?tirmektir. Ama Foucault, Ayd?nlanma ça??nda askeri bir toplum hayalinin de söz konusu oldu?unu bildirir bize. Bu hayalin temel kayna??, Foucault’a göre, do?al durum de?il, bir makinenin titizlikle kurulmu? çark di?lileri metaforuyla dile getirilmi? olan disiplin durumudur. Askeri toplum hayalinin temelinde, Rousseau’nun toplumsal sözle?mesi de?il, sürekli bask?lar yatmaktad?r. Özetle Ayd?nlanma, uysal bir tebaadan olu?an disiplinli bir toplum in?a etme idealiyle sonuçlan?r. Belki de Ayd?nlanman?n gerçek ak?l’? Voltaire ya da Diderot’nun ki de?il de Robespierre’in jakoben akl?d?r. Çünkü Foucault’nun deyi?iyle askeri bir toplum hayali ancak akl?n dogmala?t?r?ld??? ve tastamam bu nedenle, yani dogmala?t?r?ld??? için, o dogmalar? dayatan gözetleyici, cezaland?r?c?, bask?c? ve disipline edici bir projeyle mümkün olabilir. Ayd?nlanman?n jakoben bir totalitarizm üretti?i çok görülmü?tür. Devrim’in kendisine yap?lan özgürlük, e?itlik, karde?lik vurgusunun aksine jakobenizm negatif anlamlar? ihtiva edecek biçimde adeta totalitarizm ile özde? biçimlerde kullan?lm??t?r. ?nk?laplar?n ruhunu, özünü anlayabilmek için hayata geçirili? yöntemlerini ve bu yöntemlerin temellerinin nerelerden model al?nd???n? gözden geçirmek laz?m. Avrupa 1789 devriminden 1848 devrimlerine kadar ya?anan tarihsel süreçte siyasal anlamda oldukça yo?un bir gündeme sahipti. Bu süreci on sekizinci yüzy?l ortalar?ndan ba?latmak olas?d?r. Çünkü Frans?z Devrimi gerekse müzikte barok-klasik ayr?m?n?n geçi?i aç?s?ndan Ayd?nlanma atmosferi önem ta??maktad?r. Özellikle on dokuzuncu yüzy?l?n Avrupa's?nda devrim sözcü?ü ya?am?n her alan?nda kendisini göstermektedir. Politik olaylar, reforme edilen sanat anlay??lar?, toplum ya?am?ndaki de?i?iklikler, ba?kald?r?lar... Frans?z Devrimi'nin izlerinin yo?un olarak hissedildi?i ortamda patlayan 1830 Devrimleri, 1848 sonras?ndaki ulusçuluk dalgas?, bu yüzy?l mûsikînin politik, toplumsal yanlar?n? da ön plana ç?kar?r. Mûsikînin söz konusu kaotik süreçten, ya?anan toplumsal olaylardan etkilenmemesi mümkün de?ildir. Devrimin ilklerinin müzikal anlamda hissedildi?i ilk ürünler devrimin öncesinde görülüyordu. Bunlar Ayd?nlanman?n müzisyenler üzerindeki etkilerinin yans?malar?yd?. Devrim sonras? geleneksel yap?s? çözülen Fransa, y?k?lan eski de?erlerin yerine getirdi?i yenilerin tutunmas? için mücadele ederken, sosyo-kültürel bir girdab?n içinde hapsolmu?tur. Bu dönemde ayd?nlar?n dikkati toplumsal meseleler üzerine yo?unla?maktad?r. Burada dikkat çekmek istedi?imiz bir nokta vard?r. O da bu dönemde toplumda ve devlet yönetiminde ya?anan süreç Türkiye’de Erken Cumhuriyet Döneminde ya?anm??t?r. Fransa da ayd?nlar?n amaçlad?klar? ile Cumhuriyet dönem, ayd?nlar?n?n amaçlar? aras?nda ortak noktalar vard?r. Amaçlar? hasta toplumun derdine çözümler üretebilmektir. ?lk defa olarak Saint-Simon, bu derde ancak bilimle çare bulunaca??n? ileri sürmü?tür. Öte yandan, ona göre var olan bilimlerin hiçbiri toplumsal gerçekli?i kavramaya elveri?li de?ildir. Bundan dolay? toplumsal gerçeklik üzerine in?a edilecek yeni bir bilim aray??? bu dönemde ortaya ç?kacakt?r. Saint-Simon, Auguste Comte ve Durkheim gibi dü?ünürler, sonraki dönemde toplumu düzene koyacak kurallar?n ancak bilim yoluyla olu?turulaca??n? savunacaklard?r. Bu denli radikal toplumsal de?i?imlerin oldu?u dönemde topluma yönelik kuramsal tart??malar?n çehresi de de?i?ecektir. Toplumsal de?i?me çok karma??k ve çok boyutlu bir olgudur. Onun yaratt??? ya da getirdi?i yeni ortam, insan?n etraf?nda yeni bir uyar?c? a?? ve çok de?i?mi? ya?ama ko?ullar? yaratmaktad?r. Söz konusu ya?am ko?ullar? kendi kültürel pratiklerini yaratacakt?r. Edebiyat, felsefe, mûsikî yeni toplumsal ko?ullarda biçimlenecektir. Mûsikî ve özellikle opera art?k aristokratlar?n e?lenmesine hizmet eden araçlar olmaktan ç?karak toplumsal mesajlar içeren k?sacas?, devrimi sembolize eden de?erler bütününe dönü?ecektir. Dünya da ya?anan bu geli?meler dikkate al?nd???nda Türk Modernle?mesi Projesinin, geçmi?e ait olan her ?eyin herhangi bir iz bile b?rak?lmadan silinmesi üzerine in?a edilmi? oldu?u besbellidir. Ne kadar inkâr edilirse edilsin, modernle?me geçmi?le bir hesapla?may? de?il; onu toptan reddetmeyi ve kendisini geçmi?in mefhum-u muhalifi (a contrario’su) olarak tan?mlamay? amaçlar. Andrew Davison, bu ba?lamda, Türkiye’de Sekülarizm ve Modernlik adl? çal??mas?nda Tilo Schabert’in Modernityand History adl? teorik metinlerini örnek gösteriyor ve Schabert, modernizmin sadece “eski olan?n tasfiyesi” ile yetinmedi?i kanaatindedir. Tasfiye, evet; ama onun yerine ikame edilecek olan “yeni”nin ne oldu?unun da belirlenmesi gerekir. Buraya kadar aktard???m?z bilgiler Cumhuriyet’in kurulu? a?amas?ndaki ink?laplar?n nelerden etkilendi?ini, Dünya’daki uygulamalar?n?n neler olabilece?ini, bizde hayata geçilen ink?laplar ile benzerlikleri var m?d?r? Bunlar? anlayarak ortaya koymak amac?ylad?r. Kurucu kadronun uygulamalar? sadece Türkiye’de ortaya ç?km?? kendine özgü bir bir yap?da de?ildir. ?nk?laplar dünya da meydana gelen geli?melerin ülkemizde uygulanmas? ve bu geli?melerle ortaya ç?kan uluslararas? kültür modelizasyonu, farkl? kültürlerin model al?narak Türkiye’de uygulanmaya çal???lmas?ndan ba?ka bir ?ey de?ildir. Art?k dünya da eskiye dair ne varsa birçok ülkede yeniden bir dönü?üme tabi tutulmaktad?r. Görülüyor ki eskiye ait olan ne varsa tümünü, “cehalet” kabul eden a priori bir ku?atma! Modernizim bu a priori ku?atman?n iktidar olmas?d?r. Bir k?s?m siyaset adam?n?n, kültür ve sanat insan?n hükmettikleri bir ortamda bunlar sonunda Atatürk'e dilde ve mûsikîde ink?lap olmaz laf?n? ettirmi?lerdir. Atatürk'e Cumhuriyet'te ya?ad??? 1923-1938 aras?nda ne gibi tertiplerle tesir etmeye, onu anlatmaya çal??t?klar?n? anlatman?n ders almak bak?m?ndan büyük de?eri vard?r. Mûsikî alan?nda gerçekle?tirilmek istenen yenilik ve de?i?im çabalar? ekseninde, geleneksel Türk mûsikîsine yönelik olumsuz dü?ünceler bizzat yönetim veya yönetime en yak?n kültür alan?ndaki etkili isimler taraf?ndan ço?u zaman çe?itli ortamlarda dile getiriliyordu. Toplum hayat?nda yer alan her kurumun, köklü bir ink?lap sürecinden geçirildi?i bu dönemde, özellikle yeni yönetimini iktidar?n?n geçerlili?ini ve devaml?l???n? tamam?yla eski yönetime ili?kin dünya görü?ünü yans?tan her türlü al??kanl?k, davran??, görü?, biçim ve tarz?n reddedilmesi ve ele?tirilmesi stratejisi üzerine kurdu?u bir dönemde, geleneksel Türk mûsikîsinin olumsuz nitelikteki bu ele?tirilerle de?erlendirilmesi ve ink?laplar?n olu?umunu do?al bir geli?me olarak de?erlendirmek gerekir. Atatürk’ün dü?ündü?ü müzik ink?lab?n?n içeri?i kendi sözleriyle ?öyledir: “… Müzik dendi?i zaman, yüksek duygular?m?z?n hayat ve hat?ralar?m?z?n iadesini bulan bir müzik murat ediyoruz.”, “Türk mûsikîsi ?üphesiz yüksek bir medeniyetin mûsikîsidir. Bu mûsikîyi bütün dünyan?n anlamas? laz?md?r.” Bunun için “…Türk mûsikîsini milletleraras? bir sanat haline getirelim… Onlar?n tekni?ini, onlar?n ilmiyle, onlar?n sazlar?, onlar?n orkestralar? ile çaresi her neyse!”, “…Türk’ün na?melerini kald?r?p atal?m, sadece Garp milletlerinin mûsikîsini al?p kendimize mal edelim, yaln?z onlar? dinleyelim demedim.” Gelinen bu noktada Atatürk’ün yukar?da belirtilen modernle?meci müzik anlay???; Bat?c? ve sentezci müzik politikalar? çerçevesinde yap?lacak ö?retim için konservatuvarlar kurulmas?, yabanc? uzmanlar?n Türkiye’ye getirilmesi, konservatuvarlarda Bat? müzi?i e?itiminin medya arac?l??? ve konserlerle yurt düzeyinde halka yay?lmas? ve bu do?rultuda besteci yeti?tirilmesi ?eklinde dönü?türüldü?ü anla??lmaktad?r. Atatürk mûsikîde yapmaya çal??t??? ink?lap ve devrimlerle evrensel mûsikî olarak gördükleri Bat? (Avrupa) mûsikîsinde ki niteli?i yakalamak istemektedir. Avrupa’n?n bask?n siyasi gücü nedeniyle Bat? (Avrupa) mûsikîsi evrensel mûsikî olarak görülmekte idi. Geleneksel Türk mûsikîsi ya da eski deyimi ile Alaturka Mûsikî çok sevmekte, her f?rsatta zevkle dinlemektedir. Ancak onun ink?lapç? mant???nda çizdi?i çerçeve içinde yer alan müzik, tarihten gelen Türk ezgileri ile birlikte Bat?’n?n çok seslili?ini içermektedir. Çok sesli müzik, Atatürk'ün ça?da?la?ma hedefi ta??yan kültür Devrimi'nin önemli bir bölümünü olu?turmaktad?r. Atatürk yapacaklar?n? çok iyi planlayan bir mant?k adam? olmas? nedeniyle, el att??? her konuyu ayr?nt?l? olarak irdelemi?tir. Okumalar?n?n yan? s?ra yerli ve yabanc? müzisyenlerin görü?lerini de almak suretiyle, çok sesli müzik tekni?ini çözümleyerek mûsikî ink?lab?na ba?lam??t?r. Nitekim ilk beste denemeleri kar??s?nda yapm?? oldu?u "Henüz haz?r de?ilsiniz, önce kendi müzi?inizi çözümleyin sonra daha yeni aray??lara girin" durumu, onun sadece dinleyici de?il, de?erlendirici konumu da oldu?unu göstermektedir. "Atatürk'ün yüksek tasvipleriyle" inti?ar sahas?na ç?kan "Kemalizm ?nk?lab?n?n Prensipleri" adl? kitapta yer alan Türk mûsikîsine de?in nitelemelerin üslubu, bu bak?mdan oldukça dü?ündürücüdür: "Mûsikîde ilerleyecektir. Fakat Mûsikî cemiyet içinde hala olanca ?iddetiyle ya?ayan ve köhne ve iptidai bir ruhu ifade eden ?ark mûsikîsinin kötü tesirlerinden uzak kalmak suretiyle içtimai bünyemizde laz?m olan neticeleri verebilir. Yoksa bu iptidailik ruhunu telkin eden tek sesli, geri teknikli, Arap ve Acem tesirleri ta??yan tuluatç? mûsikî, hala her yerde ve hatta devletin resmi müessesesi olan radyoda bile devam ettikçe, mekteplerde verece?imiz hakiki Mûsikî terbiyesinin tesiri pek ehemmiyetsiz kalacakt?r. Mekteplerimiz de bunlar? bugünden tatbik edi?imiz, gelecek nesillerin ça?da? medeniyet karakteri ile yeti?melerinin en büyük zaman ve kefaletidir. Fakat bu yeti?meye süratle indirmek için mûsikî ink?lab? yapma zarureti vard?r.” Maarif Vekili Abidin Özmen ba?kanl???nda bir heyet toplan?r. Bu toplant?da olanlar? Cemal Re?it Rey ?öyle anlatmaktad?r: "Maarif Vekili sevimli ?ivesiyle bizlere e hadi bakal?m, mûsikî ?nk?lab? yapacakm???z, bunu nas?l yapaca??z? demesi üzerine kongrede bir ?a?k?nl?k havas? esmeye ba?lad?. Toplant? 4 saat kadar devam etti. Arada s?rada Maarif vekilli?i telefonla ça??r?yorlard?. Son telefondan sonra Abidin Özmen heyecanla bizlere, pa?a Çankaya’dan bir kaçt?r telefon ettiriyor, mûsikî ?nk?lab? ne yoldad?r diye soruyor dedi. Biz büsbütün ?a?k?na döndük. Ne gibi bir karar al?naca??n? bir türlü kestiremiyorduk. Nihayet hat?rlamad???m birisi, memlekette tek sesli ?ark? söylemenin yasak edilmesi gerekti?ini teklif etti. Bunun üzerine zannediyorum ben kalkt?m ve dedim ki bir çoban faraza davarlar?n otlat?rken ?ark? söylemek ihtiyac?n? hissederse, illaki köye gidip ba?ka bir çoban? bul, birader sen de ?u ikinci sesi uydur da söylemi desin? Nihayet bu tasavvur eriyip gitti." Cumhuriyetin ink?lap, devrim uygulamalar? kapsam?nda, 1926 y?l?nda Dârülelhan Türk mûsikîsi bölümü Atatürk'ün emriyle la?vedildi. 1926, Lozan ve Musul ba?ta olmak üzere, Bat?’yla belli ba?l? sorunlar?n bir ?ekilde çözüme kavu?turuldu?u, ülke içinde muhalefetin sindirildi?i ve imparatorluk miras?ndan vaz geçmi? Bat?’yla uyumlu bir ulus-devletin kurulmas?na giri?ildi?i y?ld?r. Bu bak?mdan Darü’lelhan’?n Türk mûsikîsi bölümünün kapat?lmas? ve Osmanl? mûsikî gelene?ini d??layan bir mûsikî ink?lab? yönünde ad?mlar at?lmaya ba?lamas? bu yeni yöneli?le uyumludur. Nas?l ki Osmanl?, Bat?l?la?ma (Avrupal?la?ma)ya ilk karar verdi?inde bunun sembolik ifadesi olan Mehterhaneyi kald?r?p Donizetti’nin bandosunu getirmi?se, Osmanl?-?ark geçmi?inde vaz geçerek Bat?’yla kal?c? bir bar??? hayata geçirmeyi amaçlayan genç Türkiye Cumhuriyeti de art?k unutmak istedi?i bu geçmi?in en güçlü simgelerinden biri olan alaturka mûsikîden kurtulmak istemi?tir. Peyami Safa, Dârülelhan’dan Türk mûsikîsi ?ubesinin kald?r?lm?? olmas?n? milli mûsikî kültürümüze vurulan büyük bir darbe olarak görür. Bu görü?ü Fatih-Harbiye roman?nda da Ferit'in a?z?yla aktar?r. Bu karar? alanlar?n evlerinde Türk mûsikîsi dinlediklerini, kararlar?nda samimi olmad?klar?n?, sadece ?ekil perestlik yapt?klar?n? günün estetik cereyanlar?n? bilmediklerini söyler. Eugene Borrell'den fikirler naklederek Türk mûsikîsini över. Peyami Safa da Cumhuriyet Gazetesindeki yaz?s?nda, “Türk halk?, M?s?r Radyosundan gelen Arap sesini kendi sesi zannetme?e devam ediyor” diye durumdan yak?nm??, ?stanbul ve Ankara radyolar?nda halk türkülerine daha geni? yer ayr?lmas?n?n gerekti?ini, ancak böylelikle halk?n Arap etkisinden korunabilece?ini söylemi?tir. Daha sonra Peyami Safa, cephe de?i?tiriyor. ?lginçtir birkaç y?l sonra Peyami Safa'n?n Türk mûsikîsine bak?? de?i?ecektir. Hafta ‘da ki yaz?lar? bu sefer Türk mûsikîsinin aleyhindedir. "Bize nas?l bir Mûsikî laz?md?r?" ba?l?kl? yaz?da, Atatürk'ün emrine uyularak radyolardan mûsikînin kald?r?lmas?n? büyük bir övgüyle kaleme al?r. "...Gazinin bütün milli dileklere mihrak olan gür sesi, bugün yüzümüzü a?artacak bir mûsikîmiz olmad???n? tebli? etti ve dâhiliye vekâletinin tavsiyeleriyle Ankara ve ?stanbul Radyolar? da bu sar? benizli, can çeki?en hasta iniltilerine derhal nihayet verdi." ilginç bir fikir de?i?ikli?i, izah? zor bir dönü?üm. Bu yaz?da, Türk mûsikîsinin radyolarda çal?nmas?n?n yasaklanmas?na, mûsikîsi hayranlar?ndan ziyade hakiki Türk mûsikîsi meftunlar?n?n da çok sevindi?ini belirtir. Güfteleri alelade kald?r?m mua?akalar?n?n sefil edebiyat?na, besteleri de gerek melodi gerek usul olarak bulan?k ve melez bir tak?m yar? hayvani duygulara tercüman olan, üstelik birde milli s?fat?n? tak?lan bu düzmece mûsikî Türk ruhunun ifadesi olamaz. Bu fikirleri ba?ka bir örtüyle hakl? hale getirmek istiyor. Buna göre Peyami Safa'n?n kaliteli, klasik olan mûsikî eserlerine diyece?imiz yoktur. Sözü, yeni melez besteleredir. Ancak eski besteleri tavsiye edenlere, onlar? savunanlara da ba?ka kalemler kar?? ç?km??lard?r. Bu durumun Sebebi nedir? Anla??lmamalar?, Türk’e ait olmamalar?. Bu mûsikî tümüyle tasfiyedir. Mütereddi ç??l?klara paydos demek laz?md?r. Gazinin yap?c? ve yarat?c? ink?lap hamlelerin de oldu?u gibi i?e y?kmaktan ba?lamal?d?r. Alelade tamirlerde bile söz kazman?nd?r." bunlar, ?smail Hakk? Baltac?o?lu’nun, Salc?’n?n aç?kça ifade etti?i fikirlerdir. Rauf Yekta'n?n vefat? üzerine Hafta ‘ya yazd??? (23 Kanun-i Sani 1935) "Bir Adam?n ?ki Türlü ?zah?" ba?l?kl? yaz?s?nda Rauf Yekta’y? över, birçok yönüyle müstesna ?ahsiyet oldu?unu vurgular. Ancak Yekta'n?n mûsikî diye bildi?i ?eyin, Farabi'den Haf?z Ahmet Efendi'ye kadar Arap, Acem, Bizans ve Osmanl? nazariyelerinin küfünü silmekten ibaret, mûsikî diye sevdi?i ?eyin de bir Mevlevi Dergâh?n?n teke kokan a??r ve bulan?k havas? içindeki mevzun iniltilerden ve horlamalardan ibaret oldu?unu, k??k?rt?c? cümlelerle yazmaktan geri durmaz. Mûsikî ink?lab? kapsam?nda Dârülelhan’?n la?v ve ilga i?lemlerinin gerekçesi olarak iki önemli konu anlat?l?r. ?ngiliz Kral? Eduvard'?n ülkemizi ziyareti s?ras?nda Dolmabahçe'de Türk mûsikîsi konseri vermek üzere Dârülelhan’dan sanatç?lar davet edilir. Gelenlerin her birinin k?yafeti birbirinden farkl?d?r. Hatta içlerinde sakal t?ra?? olmayanlar?n bulundu?u dikkat çeker. Gelenler, kahveden toplanm?? çingene tak?m? gibidir. Gazi fevkalâde sinirlenir ve Dârülelhan’?n kapat?lmas?n? emreder. Ancak gazinin sinirleri bir süre sonra geçer ve durum idare edilir. Fakat talihsizlik devam etmektedir. Çünkü Gazi’nin etraf?n? "vur deyince öldüren" bir mutabasb?s [Yardakç?l?k yapan] kadro sarm??t?r. ?kinci rivayete göre, Sarayburnu’nda ki gazinoda M?s?rl? ünlü muganniye Müniretül Methiye kendi dilinde ?ark?lar söylemektedir. Saz olarak Dârülelhan’?n en de?erli mensuplar? refakat etmektedir. Dinleyicisi halkt?r, yani gerçek halkt?r ve bu arabesk müzi?e fazla itibar etmez, sessiz kal?r. Daha sonra Cazzband, dans müzi?i çalar ve halk co?ar. ?ki müzik aras?ndaki fark? gören Gazi, Türk mûsikîsinin insan? uyu?turdu?unu, Bat? (Avrupa) mûsikîsinin ise co?turdu?unu bir hay?flanma duygusu içinde ifade eder. Devrin ?çi?leri Bakan? ise vur deyince öldürür ve Dârülelhan’?n Türk mûsikîsi bölümü ilga edilir. Ertesi gün bu durum telgrafla bütün Türkiye'ye tamim edilir. Atatürk’te klasik Türk mûsikîsinin günün ihtiyaçlar?n? kar??lamad???, geçmi?e özellikle de bir an önce terk edilmek istenen Osmanl? kültürüne ait oldu?u yönünde görü? Cumhuriyet dönemi mûsikî ink?laplar?n?n temel dayanaklar?ndand?r. Atatürk ?u sözlerle bu görü?ü dile getirmi?tir: “Osmanl? Mûsikîsi Türkiye Cumhuriyeti'ndeki büyük ink?laplar? terennüm edecek kudrette de?ildir. Bize yeni bir mûsikî lâz?md?r ve bu mûsikî özünü halk mûsikîsinden alan çok sesli bir mûsikî olacakt?r. ?tiyâd (al??kanl?k) dedi?iniz ?eye gelince, sizin Osmanl? mûsikînizi Anadolu köylüsü dinler mi? Dinlemi? mi? Onda o mûsikînin itiyâd? yoktur.” ?stanbul’da o dönemde icra edilen mûsikîyi daha önce var olmu? herhangi bir ?slam/Ortado?u mûsikî teorisine do?rudan do?ruya ba?lamak olanaks?zd?r. Eski gelenek art?k geride kalm??, a??lm??, eski üstatlar?n mûsikî kuram?yla ilgili kitaplarda günün mûsikîsine ???k tutamaz olmu?tur. Yani mûsikî de ve mûsikî teorisinde bir devaml?l?ktan ziyade bir kopukluk ve nitelik de?i?tirme söz konusudur. “Eski gelenekten” arta kalanlar da zaten bugünün mûsikîsini ayd?nlatamamaktad?r. Nevzat Atl??’a göre Türk mûsikîsini ayakta tutan üç ?ey vard?r:” ?u büyük gerçe?in de asla unutulmamas? gerekiyor: Türk milli e?itiminin ve hükümetlerin, Türk mûsikîsine uzun süre s?rt çevirmi? olduklar? tart??ma götürmeyecek kadar aç?kt?r. ??te o s?k?nt?l? y?llarda Türk mûsikîsini ayakta tutan üç ?ey vard?: Birincisi, 1938’de kurulan, Türkiye’nin ilk büyük radyosu olan Ankara Radyosu ve bu kurumun ba??na getirilen Mesut Cemil gibi bir büyük adam! ?kincisi, büyük ?ehirlerdeki mûsikî cemiyetleri ve 1940’l? y?llarda kurulan Üniversite Korosu… Üçüncüsü de Arel’in konservatuar?n ba??na gelmesiyle ba?layan nazariyat dersleri…”ki bu dersler okul 1980’lerde YÖK’e ba?lanana kadar devam etmi?tir. 1950’lerden itibaren süratle artan mûsikî dernekleri ve üniversite korolar?, mûsikîmizin temel dinamikleri oldular. Nevzad Atl??’?n, “Türk e?itim sisteminin ve hükümetlerinin Türk mûsikîsine s?rt çevirmi? olduklar? uzun ve s?k?nt?l? y?llar” diye adland?rd??? dönemde; “Türk mûsikîsini ayakta tutan ?ey neydi?” sorusuna verdi?i üç ??kl? cevap, mûsikî dünyas?n?n içine girdi?i en eski y?llardan itibaren daima müdafaa etti?i, bütün sanat hayat? boyunca derinden ve çok aç?k biçimde hissedilen davran?? bütünlü?ü içerisinde kolayca aç?klanabilecek olan önemli bir bak?? aç?s?n? ele veriyordu. ?nk?laplar?n olu?umunda siyasi geli?melerde önem arz etmektedir. Yöneten olarak idarenin kim oldu?u, fikirsel ve siyasi bak?? aç?s?, politikalar? do?al olarak toplumdaki tüm alanlar? etkilemektedir. Bu nedenle ink?laplar ile ilgili konu?urken dönemin siyasi zeminini de dikkate almak gerekir. Cumhuriyet tarihimizde iki damar vard?r: Biri devletle bütünle?en ink?lapç?, merkeziyetçi, otoriter C.H.P… Öbürü devlet kat?nda hiçbir müttefiki olmayan, sadece halka dayanan ve s?k s?k kapat?lan Liberal-Muhafazakâr çizgide diyebilece?imiz çizgideki çe?itli partiler. Sosyal Demokrat Hasan Bülent Kahraman kültür ve hukuk devrimi olan Tek Parti devrini “Pasif Modernle?me”, buna kar??l?k ekonomik ve sosyal yap?n?n de?i?mesi olan Menderes devrini “Aktif Modernle?me” olarak niteliyor. “Bat?l?la?arak” ça?da?la?ma ve var olan? “Türkle?tirerek” ulusla?ma stratejisi aç?s?ndan bak?ld???nda, bütün ?srar ve “kararl?” tutumlara ra?men Pasif Modernle?me politikas? ba?ar?ya ula?amam??t?r; çünkü Türkiye topraklar?nda yüzy?llard?r birçok farkl? kültürel, dini ve etnik kimli?in ya?am??/ya??yor olmas?… Tekçi anlay??la bir çeli?ki olu?turmaktad?r. Hasan Ali Yücel'in Türk mûsikîsi veya milli Mûsikî konusundaki fikirlerini, konservatuar yasas? ç?kar?l?rken TBMM'de yap?lan tart??malarda derli toplu görme imkân?na sahibiz. 13 ve 15 May?s 1940 tarihlerinde yap?lan Devlet Konservatuvar? Kanunu görü?melerinde özellikle Osman ?evki Uluda?, Ali Süha Delilba??, Süreyya Örgeevren, Saim Ali Dilemre ve Hasan Ali Yücel önemli konu?malar yapm??lard?r. Bu konu?malar da Uluda? ve arkada?lar?n?n söyledikleri, yani tart??ma konusu “Milli Mûsikî” kavram? ekseninde sürüyor. Bu tart??malar mûsikî ink?lab?n?n da özünü olu?turmaktad?r. ?lgili kanun maddesinde "Milli Mûsikî" tabirinin olmamas? ele?tiriliyor. Türkiye'de mûsikî, tiyatro, opera ve bale kültürünü geli?tirmek ve bu alanda yetenekli ö?rencileri yeti?tirmek için aç?lacak olan Devlet Konservatuar?n?n kurulu? yasas? Hasan Ali Yücel'in Bakanl??? döneminde, onun öncülü?ünde 20 May?s 1940 tarihinde ç?kar?l?r. Uluda? ve Arkada?lar? "milli" olarak tan?mlad?klar? mûsikînin öneminden söz ederler. Baz? vekiller de bize ait olan mûsikîye dü?manl?k edilece?i ve onun ortadan kald?r?laca?? yönünde bir dü?ünce hâkimdir. Bu sebeple Türk mûsikîsini-burada kastedilen 1926'dan itibaren e?itim ö?retim kurumlar?ndan kald?r?lan, Osmanl?'dan tevarüs edilen, çe?itli adlarla an?lan Türk klasik mûsikîsidir - "savunma" yoluna giderler. Uluda? ve Arkada?lar?, mazisi on dokuzuncu yüzy?l?n son çeyre?ine uzanan "Türk mûsikîsinin Arap, Bizans ve Acem k?rmas? melez bir mûsikî oldu?u ve bu sebeple Türk milletine ait olamayaca??" fikrine kar?? mücadele etmektedirler. Yap?lan bu giri?imlerin tamamen Türk mûsikîsini d??lamaya dönük çal??malar oldu?unu vurgulayan Uluda? "Bu kadar zengin olan Türk mûsikîsini bertaraf edip onun üzerine bütün Avrupa mûsikîsi ikame edilemez" diyerek kanundaki Milli Mûsikî ibaresinin olmamas?n? ele?tiriyor. Ayr?ca Bat? (Avrupa) mûsikîsinin teknik ve riyazisinin ancak Türk mûsikîsini ?slah için al?nabilece?ini yoksa Avrupa'dan hiçbir zaman na?me al?namayaca??n? söyler. ?nk?laplar konusunda bir kafa kar???kl??? vard?r. Yap?lan bu konu?malarda bunu aç?kça görmekteyiz. ?nk?laplar fikirsel olarak ortaya at?l?yor, fakat uygulama safhas?na geçildi?inde s?k?nt?lar ortaya ç?kmaya ba?l?yor. Bu s?k?nt?larda tart??malara neden oluyor. Uluda? ve ayn? fikirde ki arkada?lar?n?n yegâne çabas? yeni kurulacak olan konservatuara Türk mûsikîsi ö?retimini koydurmakt?r. Kanunun bu yönde ?slah? için çal??an milletvekillerinin de konu?malar?na bak?ld??? zaman, onlar?n konservatuvarda Türk mûsikîsi e?itiminin yap?lmayaca??na kesin olarak inand?klar? anla??l?yor. Uluda? o güne kadarki Mûsikî e?itim politikas?n? da ele?tirerek "Milli karakter"in Ankara Mûsikî Muallim Mektebi'nde de olmad???n? vurgular. Dönemin müzik adamlar?n?n halk mûsikîsi eserlerini armonize ederek bunlar? Avrupakarî terennüm etmelerinin de do?ru bir yol olmad???n? ifade eder ve fikrini, ?sviçreli ?arler'in "Ahenk ve polifoni bak?m?ndan Türk mûsikîsi ile Avrupa'n?nkini mezcetmenin imkâns?z oldu?u" görü?ü ile destekler. Sonunda Uluda?; "Türk mûsikîsinin nazariyat ve tarihinin dahi yer almad??? bu müessesenin Türk mûsikîsi kültürüne hizmet edece?ini ve memlekette mûsikî terbiyesinin arzu edildi?i ?ekilde ?slah edilece?ine emniyetim yoktur" diyerek konu?mas?n? bitirir. ?nk?laplar?n Türk mûsikîsi üzerindeki etkisi bu kafa kar???kl??? nedeniyle pekte olumlu olmam??. ?stenilen ve hedeflenen amaca ula??lamam??t?r. Bu konuda baz? belgeler bize durumu ortaya koymaktad?r. Bu belgelerden birisi Adnan Saygun’un halkevlerindeki mûsikî faaliyetleri hakk?nda yazd??? rapordur. Raporun farkl? bölümlerinde sentez fikrini destekler tarzda ?eyler yaz?l?d?r. Türk mûsikîsinin d??lanmas?n?n yanl??lar? ortaya konulduktan sonra bu sorunun çözümünü anlatan bilgiler de verilmekte. ?nk?laplarla ne Bat?l? ne tam Do?ulu bir mûsikî ortaya ç?kmam??, yap?lan sentez sonucunda özgün bir mûsikî de do?mam??t?r. 1940'lardan sonra ise, kozmopolit kültür politikas? millî kültürü alabildi?ince tahrip etmi?, bu tahribat, 1950'den sonraki dönemde de devam etmi?tir.

?rfan Y???T